Çanakkale Zaferi

18.03.2016
Semra İPLİKÇİMERHABA

Bu yıl Çanakkale zaferinin üzerinden tam 101 yıl geçti. Denizde ve karada 14 ay devam eden Çanakkale savaşı; Osmanlı'nın son kükreyişi, en büyük kahramanlık örneği ve son insani savaş olma özelliğini taşır.


Amiral Keyes, Çanakkale'nin geçileceğine kesin olarak inanmıştı ve hatıra defterine şunları yazmıştı: Yenilmiş bir düşman karşısında olduğumuza kesin inancım vardı?


Öğleden sonra saat 14.00?te yenildiğimi sanıyordum; saat 16.00?da ise yenildiğimi biliyorum.


Bu yenilgi karşısında İngiliz parlamentosu toplanır, devrin başbakanı feci bir şekilde eleştiri yağmuruna tutulur, bunun üzerine başbakan kendini savunmak için elinde tuttuğu bir kitabı havaya kaldırarak kürsüye gelir ve Bu kitabı görüyor musunuz? Bunun adı Kur'an-ı Kerim. Türk milletinin inandığı bir kitap. Türk milletinin kalbi bu kitap için çarptığı sürece, sadece İngilizler değil, bütün dünya bir araya gelse Türkleri mağlup edemez. O harpte, o kadar zor şartlar altında yaşayan, o imkansızlıklar içinde çırpınan insanların sinelerindeki aşka şahit olmadınız.  der.


Churchill Anlamıyor musunuz? Biz Çanakkale'de Türkler ile değil Allah ile savaştık!.. Tabi ki yenildik! diyerek Türklerin Allah'ın izniyle galip geldiğini kabul etmiştir.


 Yüce Yaradan, yaşamımızdaki her anı bize bir armağan olarak vermiştir. Ben de verilen bu armağanı en iyi şekilde taşımaya gayret gösterenlerdenim. Her sene 18 Mart sabahına uyandığım AN  beni çok heyecanlandırır. Çünkü bugünün anlam ve önemi tariflere sığmaz. Çanakkale savaşı azmin, mücadele gücünün, zafere inancın bir simgesidir. Ben de bir gazi torunuyum. Dedem savaş yıllarını gözleri nemlenerek, uzaklara dalarak, o anları tekrar yaşıyormuşçasına büyük bir heyecanla, sesi titreyerek anlatırdı. Bacağında yediği kurşundan iz kalmıştı. Devlet, dedeme gazilik maaşı bağlamak istemişti de dedem bunu hiddetlenerek Ben bu vatan için düşmanla çarpıştım, para için değil! diyerek reddetmişti. Ya şimdiki torunlar şehitlere, gazilere ne kadar hürmet gösteriyor? Bırakın saygı göstermeyi, para için dedesinin, nenesinin boğazını kesiyor.


Mehmetçiğimiz bir düşman askerinin yarasını saracak kadar ona alicenaplık gösteriyor; efendiliğinden, yardımseverliğinden, inancından ödün vermiyor.


Ya şimdi? Altına son model araba çeken, Yolların hakimi benim! dercesine saygısızca basıyor gaza. Trafik kurallarını ihlal ettiği yetmiyormuş gibi, bir de vatandaşımıza çarpıp, arkasına bile bakmadan kaçıp gidiyor. Sonra da Yiğitliğin onda dokuzu kaçmaktır deyip bir de kitabını yazıyor. Ne oldu bizim inançlarımıza? Edep Ya Hu sözü bizim rehberimiz olması gerekirken, neden aklımızı kullanmıyoruz? Hz. Mevlana ?Edep, aklın dıştan görünüşüdür diye boşuna söylememiştir. Edep, insanı hayvandan ayıran en büyük özelliktir. Bir insanın karakterini, kal (söz) ve hal (davranışlar) hali ele verir. Allah-u Teala, Hz. Musa peygambere Firavun'un karşısında bile olsan edepli ol, sesini yükseltme diye buyurmuştur.


Ne olur toprağımıza, kültürümüze, yaşayan efsanelerimize sahip çıkalım. Kur'an-ı Kerim'in yolundan ayrılmayalım. Ben değil biz olalım. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Hepimizin birbirine ihtiyacı vardır. Bir fidan bile dikilirken, destek olsun diye yanına iki değnek dikilir.


Bugün bizler bu toprakları paylaşıyor, huzur içinde yaşıyorsak, şehitlerimizi bir gün değil her an yad ederek yaşatmalıyız.


Şehitlik dinimizde en yüce mertebelerdendir. Allah yolunda öldürülenleri, sakın öldü sanma. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında, Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak, rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Al-i İmran suresi, 169-170.ayetler).


Beni çok etkileyen bir anekdotu siz değerli gönül dostlarıyla paylaşmak istiyorum. Ahmet en yüce makam olan şehitlik makamına ulaşır. Savaş yıllarında herkesin olduğu gibi Ahmet'in de bakkala veresiye borcu vardır. Annesi borcu ödemek üzere bakkala gider. Bakkal efendi, Ahmet'imin borcu ne kadarsa ödemeye geldim. Bu borcu ödemezsem Ahmet'imin kemikleri sızlar der. Bakkal efendi hiç ses çıkarmaz. Sadece veresiye defterini uzatır. Ahmet'in bütün veresiye borçları silinmiş, altına da kırmızı kalemle şu not düşülmüştür: BU HESAP ÇANAKKALE?DE KANLA ÖDENMİŞTİR.


Ya şimdi? Alacak verecek yüzünden kanlar dökülüyor, ne yazık ki kardeş kardeşi öldürüyor. Bizler birbirimize sahip çıkmazsak, birbirimizi koruyup kollamazsak, bu, Rabbimizin gücüne gitmez mi? Elimizde olanı da maazallah kaybetmez miyiz? O kadar çok şükredecek şeyimiz var ki? Yaradanın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilelim ki, Allah da şükrümüzü arttırsın inşallah. Amin!


                                                              Saygılarımla    

                                                            Semra İPLİKÇİ

 

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ? BİR DESTAN

 

Adın Muhammed'dendir (s.a.v.), ordusuna Mehmet'tir.

Gönlün muhabbettendir, Çanakkale himmettir.

 

Mustafalar, Kemaller; cephelere koştular,

Analar dua ile, bağrına taş bastılar.

 

İngiliz, Anzak, Yunan! Gaflete düşme uyan.

Karşında Türk milleti, hepsi birer kahraman.

 

Maneviyat kol gezdi, rüzgar bile ters esti.

Rabbimin inayeti, Mehmetçiğin kıblesi.

 

Sedd-ül Bahir, Kumkale, Conkbayır ermeydanı,

Gelibolu?da yazdı, unutulmaz destanı.

 

Top tüfek, Hakk getire; iman gücü sinede.

Kahramanlık yürekte, düşman şaştı bu işe.

 

Nusret Mayın gemisi, düşmana sır perdesi,

Efendimiz (s.a.v.) hikmeti, denizdeki sillesi.

 

Bombacı Mehmet Çavuş, sağ el bilekten kopmuş.

Sol kolum şükür var ya, vatana olsun feda?.

 

Ödün vermem özümden, ölsem geçmem sözümden.

Kol bacaktan geçilir, Çanakkale geçilmez.

 

Seyyid Onbaşı adı, iki yüz yetmiş altı,

Kilo mermiyi aldı, düşman üstüne saldı.

 

Kınalı ellerinle, kurban oldun Rabbine.

Hepsi birer İsmail, bu toprağa hediye.

 

Ezanların sesinde, Kur?an?ların dilinde,

Verdiğin her nefeste, soluk oldun millete.

 

Kandır senin kefenin, ulaşılmazdır yerin.

Şahadet şerbetini içtin elhamdülillah.

 

Titretir şu alemi, Hakk?ta emsalsiz yerin.

Cennet elbisen giydin, maşallah sübhanallah.

 

Dört mevsim, oldu bahar! Şehit kanıyla açar,

Al al çiçekli dallar, hepsi cennet kokarlar.

 

Bas toprağa abdestle, şehitleri incitme!

Eri, subayı ile; GEÇİLMEZ ÇANAKKALE!..

 

                                                 Şair-Yazar Semra İPLİKÇİ

Yorum Yaz